Kirklareli DSP, dün Genel Baskan Yardimcilari Erol Tuncer’i agirladi. Yaklasik 1 saat süren toplantida Tuncer, açilimdan ekonomik politikaya, sayisal verilerden yüzde 10’luk seçim barajina kadar birçok konuyu degerlendirerek, hükümeti elestirdi ve Meclise girecek 5. parti olmak istediklerini söyledi. Tuncer, muhabirimizin ülke ve dünya gündemindeki sorularini da yanitlayarak, partisinin görüslerini aktardi. Erol Tuncer’in en çarpici açiklamasi, basin özgürlügü konusunda oldu. ‘Beynimizin içindeki özgürlügü de kullanamiyoruz’ diyen Tuncer, Türkiye’de askeri vesayetin bittigini, ama sivil vesayetin basladigini savundu.
Demokratik Sol Parti (DSP) Genel Baskan Yardimcisi Erol Tuncer dün Kirklareli’ndeydi. Saat 11:00’da parti il teskilati ile biraraya gelen Tuncer, buradaki basin toplantisinda önemli açiklamalara imza atti. Tuncer’e Il Baskani Göksel Ölmez ve Parti Meclis üyesi Orhan Yesilyurt’ta eslik etti.
Sözlerine Türkiye’nin çok farkli bir dönemde 17. seçime hazirlandigini kaydererek baslayan Tuncer, 12 Haziran’daki seçimin de önemine vurgu yaparak sunlari söyledi: “Açilimin içi bos çikti”
“Her seçimin kendine özgü özellikleri ve önemi var. Türkiye bu seçime maalesef çözemedigi ve çözülemeyenlerin yanina hergün yenisinin eklendigi sorunlarla giriyor. Türkiye’nin ciddi bir terör sorunu var. Terör sorunu 1980’li yillardan beri, bizi isgal eden, ugrastiran, can ve mal kayiplarina yol açan, ayrica Türkiye’yi bölmekle tehdit eden çok ciddi bir sorun olarak karsimizda duruyor. Aradan geçen zamana ragmen 8 yillik iktidar da bu konuyu çözememis bulunuyor.”
Terör sorununda iktidar partisinin büyük iddialarla getirdigi açilimin da bir sonuç vermedigini söyleyen Erol Tuncer, açilim girisimlerini içi bos bir pakete benzeterek Türkiye’nin bu sorunu mutlaka çözmesi gerektigine degindi.
“Sayisal gelismelerin adil bir yansimasi yok”
Ülkenin en önemli diger bir sorununa örnek olarak, ekonomi üzerindeki tartismalarin devam etttigini gösteren Tuncer, “Ekonomi üzerindeki tartismalar ve görüs ayriliklari siyahla beyaz arasindaki görüs ayriliklari kadar farkli. Iktidara göre çok parlak bir ekonomik durumdayiz. Biz muhalefete göre ise bu parlakligin cilasini kaldirdigimiz zaman arkasinda sikinti veren sorunlar devam etmekte. Iktidar partisi Türkiye’nin Dünya’nin 16. büyük ekonomisi olmasiyla övünmektedir. Sayilara vurdugunu zaman bu dogrudur. Ancak ekonomi niye gelistirilir, kimin için yapilir? Ekonomi toplum için, insanlar için yapilir. Sizin sagladiginiz sayisal gelismeler toplumun bütün kesimlerine adil bir biçimde yansimiyorsa, sikinti var demektir” dedi.
1990’lardan bu yana gelisme unsurlarinin sadece ekonomik sayilarin büyümesiyle ölçülmedigine dikkat çeken Erol Tuncer, gelismenin çok boyutlu bir kavram halinde tanimlandigini kaydederek su ifadeleri kullandi:
“Åzu andaki büyüme sabun köpügünden farksiz”
“Gelismenin içinde ekonomik durum var, kisisel gelir var. Gelismenin içinde egitim, saglik, ortalama ömür süresi var. Uluslararasi uzmanlar bütün bunlari biraraya getirerek ülkelerin gelismelerini tanimliyorlar. Ekonomisi 16. sirada olan Türkiye, kisi basina gelir açisindan 60. sirada. Insani gelisme endeksine göre de 83. sirada. Türkiye’de bu makro ekonomik büyüme rakamlarina ragmen gelir dagilimi da bozuk oldugu için, bu büyüme toplumun önemli kesimlerine yansimiyor. Türkiye’nin su andaki büyümesi, yaniltici, aldatici, sabun köpügü gibi bir büyümedir. Dis kaynaklara bagli borca dayali bir gelismedir. Böyle bir gelisme kriz potansiyelini kendi içinde tasimaktadir. Sik sik krizlere ugramamizin sebebi budur. Onun için Türkiye’nin yeni bir büyüme modeli, yeni bir ekonomik model seçmesi gerekmekte; bunun desteginin de saglam iç kaynaklara dayali olmasi, ekonominin üretime dayali olmasi, ekonominin istihdam yaratmasi lazim gelmektedir.”
“Basin özgürlügünde 138. siradayiz”
DSP olarak sloganlarinin ‘Çokça üreten, hakça bölüsen’ bir ekonomik model oldugunu ifade eden Erol Tuncer, Türkiye’nin diger bir sorununu da rejim tartismasi olarak açikladi. Tuncer açiklamasinda; “Telefonlarimiz dinleniyor. Basin büyük baski altinda. Basin özgürlügü tehdit altinda. Hapiste 61, yargilanan 2000 basin mensubu var. Sorusturma sayisi 4000 civarinda ve sinir tanimayan gazetecilerin özgürlük siralamalarinda Dünyada özgürlük açisindan 138. siradayiz. Nerede 16. siradaki ekonomi, nerede basin özgürlügünde aldigimiz 138. sira?” diye konustu.
“Biz çogulcu bir anlayisa sahibiz”
“Beynimizin içindeki özgürlügü de kullanamiyoruz” diyen Tuncer, tutuklanan gazeteci Ahmet Åzik’in taslak halindeki kitabina da cümlelerinde yer vererek; “Bu bence gelecegi anlatma açisindan Türkiye’de bir dönüm noktasidir” dedi. Tuncer, Basbakan ile ilgili olarak ta; “Sayin Basbakan’la demokrasiyi anlama açisindan aramizda yaklasim farkliliklarimiz var. Sayin Basbakan çogunlukçu bir anlayisa sahip. Biz çogulcu bir anlayisa sahibiz. Kararlar demokrasilerde çogunlukla alinir, ama çogunluk hersey degildir. Çogunlugun sinirlari vardir. Çogunluk hukukla, insan haklariyla, anayasal kurumlarla sinirlanir. Görecegiz ki yeni girdigimiz süreçte Basbakanimiz Danistay ve Anayasa Mahkemesi’nden sikayetçi olmayacak” dedi.
“Iktidar Partisi kendisini sorun haline getirmistir”
Referandum sürecinde iktidar partisinin askeri vesayete son verecegini söylemesini de elestiren Tuncer, “Askeri vesayete son verme sonrasinda bir sivil vesayete girme süreci sözkonusudur” diyerek, kendileri için demokrasinin ayni zamanda bir yasam biçimi oldugunu belirtti. Tuncer; “Demokrasinin olmazsa olmaz kosulu laikliktir. Özgür basindir. Bagimsiz ve tarafsiz yargidir. Türkiye’nin en önemli sorunu iktidar partisidir. Kendilerini sorun haline getirmislerdir” ifadesini kullandi.
DSP’nin temsil krizine de önem verdigini belirten Genel Baskan Yardimcisi Erol Tuncer, bu krizin yüzde 10 baraji nedeniyle yasandigini anlatarak sunlari söyledi:
“Yüzde 10 baraji, 1. ve 2. partilerin vurgunudur”
“Bu durum Dünya’nin hiç bir yerinde yoktur. Daha önce Türkiye’de baraj yoktu. Gelismis ülkelerde en fazla yüzde 5 veya 3 tür. Vatandasin oyu parlamentoya yansimiyor ve çarpitiliyor. Yüzde 10 baraj 1. ve 2. siradaki partilerin yararlandiklari bir vurgundur. Iki partili sisteme dogru gidiliyor. Åzimdi anlasiliyor ki uluslararasi konjoktür, Dünya’ya egemen olmak isteyen büyük devletler, Türkiye’de iki partili sistemeden bir yarar ummaktadir. Böyle bir sistem demokratik tartismalari kisirlastirir. Saglikli bir siyasi yelpaze olusmaz.”
Yeni bir Anayasasi’nin gerekliligine de vurgu yapan Erol Tuncer, eksik bir temsille olusmus parlamentodan çikacak Anayasa’nin ömrünün fazla olmayacagini da kaydederek, parlamentodaki temsil krizinin asilmasi gerektigini anlatti ve ekledi:
“Her evden 1 oy istiyoruz”
“Parlamentoya yeni bir parti girmelidir. DSP olarak biz parlamentoya yeni girecek 5. parti olmaya adayiz. Halkimizin ve seçmenimizin oylarina talibiz. Biraz da alçak gönüllüyüz. Her evden 1 tane oy istiyoruz. Yasal yoldan indirilemeyen baraj engelini lütfen oylarimizla asalim. Oylarimizi DSP’ye verelim.”
Erol Tuncer toplanti sonrasi basin mensuplarinin sorularini cevaplandirdi. Muhabirimizin gündemdeki konulara dikkat çekerek, TÜSIAD’in hazirladigi yeni Anayasa taslagi ve Libya ile ilgili TBMM’den geçirilen tezkereye yönelik sorulari üzerine Tuncer sunlari söyledi:
“Maddelerin degistirilmesi ve Libya’ya olan müdahalenin taraftari degiliz”
“‘TÜSIAD’in isi ekonomi, bu ise niye karisiyor?’ diyenler var. Bence TÜSIAD bu ise karissin. Çogulcu bir demokrasinin geregidir bu. Anayasayi yapacak olan parti her görüsten yararlanmalidir. Ancak biz DSP olarak degistirilemez maddelere dokunulmasi taraftari degiliz. Libya konusu da, çok boyutlu bir is. O yüzden isin içinden çikilamiyor. Büyük devletlerin bu konularda sabikalari çoktur. Irak örnegi hala orada duruyorken, Libya’ya bu sekilde bir müdahale olmamasi kanaatindeyiz.”
Muhabirimizin, geçtigimiz günlerde Kirklareli’ne gelen Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakani ve Basbakan Yardimcisi Ali Babacan’in “Hükümetimizin bugünkü ekonomi politikasini elestirenler, önce 2001 yilindaki krizle ülkeyi ne hale soktuklarinin hesabini versinler” söylemini hatirlatarak bu konudaki düsüncelerini sormasi üzerine Tuncer sunlari söyledi:
“Popülist ekonomik anlayis birikti ve 2001’de patladi”
“2001 yilindaki krizin sorumlusu o hükümet degildir. Türkiye’nin yillarca izlemis oldugu popülizm agirlikli ekonomik politikalar birikti birikti, o hükümet döneminde patladi. O hükümet Sayin Ali Babacan ve iktidarina aslinda büyük bir iyilikte bulundu. Agir bir istikrar programi uygulandi. Bunun meyvalarini toplamak üzereyken seçim oldu. AK Parti hükümetinin IMF’den kurtulabilmesinin ardindaki gerçek bile kendilerine hazir birakilmis o istikrardir.”
Bu Habere Henüz Yorum Yapılmadı. İlk Sen Ol