Egitim-Sen; "YÖK kaldirilmalidir"

6 Kasim YÖK ögretim kurumunun kurulus yil dönümü nedeni ile Egitim ve Bilim Emekçileri Sendikasi (EÄzITIM-SEN) 12 Eylül darbesinin üniversitelerde yarattigi sorunlar ile ilgili bir basin duyurusu yayinladi.
Yüksek Ögretim Kurumu'nun (YÖK) 29. kurulus yildönümü olan 6 Kasim'da Kirklareli Egitim ve Bilim Emekçileri Sendikasi (EÄzITIM-SEN) bürosunda "Üniversiteler ve Sorunlari" ile "12 Eylül askeri darbesinin üniversiteleri nasil dönüstürdügü; üniversitelerde düsünce özgürlügü" konulari üzerine bir açiklama yapti. Basin açiklamasina çesitli egitim ögretim emekçilerinin yani sira ögrenciler de katilim gösterdi. Egitim-Sen Kirklareli sube sekreteri Seyfi Meriç açiklamasinda sunlari kaydetti; "Yüksekögretim Kurulu (YÖK), 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardindan üniversiteler üzerinde bir baski araci olarak kurulmustur. Bu özelliginden hiçbir sey kaybetmeden ve siyasi iktidarlarin üniversiteler üzerindeki denetimini 29 yil boyunca yeniden üreterek bu islevini kesintisiz olarak sürdürmektedir. Ancak YÖK'ün asker postali ile birlikte anilmasi her ne kadar kurulusundaki izleri güçlü bir sekilde yansitsa da günümüzdeki dönüsümü ifade etmekte yetersiz kalmaktadir. Çünkü YÖK, denetimi ve kontrolü tekeline alarak iktidari bir merkezde toplayan ve bu iktidarini da hükümetlerin huzuruna sunan bir kurum olarak örgütlenmistir. Daha açik söylemek gerekirse siyasi iktidarlarin üniversiteler üzerindeki hem kalemi, hem kilici olma islevi görmektedir. Bu nedenden dolayi Cumhurbaskani Abdullah Gül, gittigi her üniversitenin açilisinda "üniversitelerin silkinerek, asli görevlerinin bilim ve teknoloji üretmek oldugunu anladiklarini" ifade ederken YÖK'ün kaldirilmasini degil yeniden düzenlenmesi vurgusunu yapmaktadir. Üniversitelerin "asli görevlerini" anlamasi ile birlikte yürütülen dönüsüm politikalarinin bas aktörü olan bu kurumu sadece askeri darbe ile simgesellestirmek eksik bir tahlil olmaktan öteye geçememektedir. Bugün Türkiye üniversiteleri 12 Eylül askeri darbesinin etkisini, hukuksal düzenlemelerde, YÖK ve üniversite yönetimleri anlayisinda büyük ölçüde tasimaktadir. Korku üreten "kisla üniversitesi" hiyerarsik yapilanmasi ile sürerken, devlet ve piyasaya bagimli "güdümlü üniversite" neo-liberal renklerini üniversiteye hizla yaymaktadir. Bugün üniversite içinde üretilen hizmetlerin pek çogu özellestirilmektedir. Örnegin ögrenim harçlari birinci ögretimde alinmaya devam ederken, özellikle ikinci ögretim hizla ticarilesmektedir. Ikinci ögretim veren üniversitelerde ortalama ögrenci maliyetinin yarisi düzeyinde fiyatlandirma yapilmaktadir. Üniversitelerde arastirma faaliyetleri özel-ticari proje anlayisiyla fiyatlandirilarak üretilmeye baslanmistir. Üniversitelere kamu bütçesinden ayrilan fonlar azaltilmaktadir. Bu kapsamda üniversiteler bir yandan ikinci ögretim ve yaz okullari gibi süreklilik tasiyan gelir yaratma yollarina hizla basvurmaya zorlanirken, bir yandan da farkli kanallarla kaynak çesitlemesine gitmektedir. Çesitlenen gelir kaynaklari, sürekli egitim, uzaktan egitim, yasam boyu egitim merkezleri ve teknoparklar gibi piyasa benzeri yapilar yoluyla artirilmak istenmektedir. Son dönemde ögretmen egitimi, parali sertifika programlariyla üniversite içinde pazarlanmaya baslamistir. Ayrica üniversitede yemek, ulasim, barinma, temizlik, spor gibi pek çok kolektif hizmet, belli anlasmalarla taserona devredilmektedir. Böylece üniversitelerde her seyin degisim degeri üzerinden alinip satilir hale getirilmesi yönünde faaliyetler hizlanmaktadir. Bu durum piyasanin ve sermayenin üniversiteyi ilgilendiren kararlarda etkili olmasinin yollarini da açmistir.
Üniversitelerde akademik kadrolarin dagitiminda, keyfi ve ayrimcilik içeren uygulamalar giderek yayginlasmaktadir. Kadrolarin saglanmasinda, her türden ayrimciligi engelleyen, liyakata dayali sistemler gelistirilmelidir; haksizliklar karsisinda ögretim elemanlarinin haklarini arayabilecegi etik kurullar ve diger yapilar olusturulmalidir. Akademik özgürlükler bakimindan is güvencesi son derece önemlidir. Örnegin yardimci doçentlerin, doçentler ve profesörler gibi daimi kadroda görev yapmalari saglanmalidir. Is güvencesinin akademik özgürlüklerin önemli bir kosulu oldugu ve tüm statüleri kapsamasi gerektigi gerçegi asla göz ardi edilmemelidir.
Yüksekögretim kurumlarinda genel idari hizmetler, yardimci hizmetler ve teknik hizmetler gibi kadrolarda çalisan personelin özlük haklari konusunda önemli sorunlar yasanmaktadir. Gerçeklestirilen uygulamalar ve önümüzdeki dönem için yapilan hazirliklar dikkate alindiginda, akademik olmayan personelin daha yogun hak kaybi yasayacagi görülmektedir. Genel idari hizmetlerde kadrolu personel uygulamasindan vazgeçilerek hizmetlerin taseron firmalara devredilmesi, kismi zamanli ögrenci çalistirilmasi, 4/b ve 4/c uygulamalari güvencesiz istihdam biçimleri olarak yayginlastirilmaktadir. Üniversitelerde emegi yok sayan anti-demokratik -uygülema-öiTreldernTrdaha"da" sayabiliriz? Bunlarin yerine sözkonusu uygulamalari önleyecek izleme kurullari olusturulmali ve etik kurullar amacina uygun olarak etkin çalistirilmazdir. Üniversite idari personelinin üniversite yönetim kurullarinda temsilinin saglanmasi demokratik bir üniversitenin olusmasina katki saglayacaktir. Üniversitelerde ayni isi yapan, kamuda ve vakif üniversitelerinde çalisan arastirma görevlileri is güvencesinden yoksun durumdadir. Dahasi vakif üniversitelerinde görev yapan arastirma görevlilerinin çogu sosyal güvenceden yoksundur. Son dönemlerde bunlara ilaveten üniversitelerde proje asistanligi, ögrenci asistanlik gibi uygulamalar devreye sokulmus ve giderek artan biçimde bu örnekler kadrolu asistanligin yerini almistir. Ayrica giderek yayginlasan asistan ögrencilik, kismi zamanli ögrenci çalistirilmasi gibi uygulamalarin yerine, karsiliksiz burslarla ögrenciye destek saglanmasi amaçlanmalidir. Asistanlarin farklilastirman statülerine bakilmaksizin, ayni isi yapmalari sebebiyle tüm asistanlik biçimlerinin is güvencesine kavusturulmasi zorunludur. Türkiye üniversiteleri "insanin özgürlesmesi" amacindan ayrilip, akademik kapitalizme geçisin öyküsünü trajik bir biçimde yasamaktadir. Üniversite özerkligi ve akademik özgürlükler kavramlarinin içi bosaltilmistir. Üniversite özerkliginin içerigi yönetisim anlayisiyla doldurulmustur. Üniversitede gerçegi arama ve ifade etme özgürlügü yok edilmek istenmektedir. Üniversite yönetimleri, üniversite bilesenlerinin farkli düsüncelerine ve kendilerini ifade etme biçimlerine tahammül edememektedir. Düsüncelerini özgürce ifade etmek, digerlerine kendilerini anlatmak isteyen tüm üniversite bilesenleri üzerinde baskilar sürmektedir. Gücünü 2547 Sayili Yüksekögretim Kanunu'ndan alan Ögrenci Disiplin yönetmeligi ve benzer biçimde Personel Disiplin Yönetmeligi anti demokratik / baski yaratici uygulamalara kaynaklik etmektedir.
Sivil polis, özel güvenlik birimleri ve diger tedbirler, güvenli ve özgür düsüncenin mekânlari olmasi gereken üniversiteleri güvenlik gerekçesiyle baski kusatmasi altina almaktadir. Üniversitelerde ögrenme ve ögretme özgürlüklerini, güvenlik gerekçesiyle açik ve/veya örtük biçimde baskilayan bu tür uygulamalara derhal son verilmelidir. Silahlarin gölgesinde bilim yapilamayacagi herkes tarafindan bilinmelidir. Egitim Sen YÖK'ün kaldirilarak Üniversiteler Arasi Kurul türü esgüdüm islevi yerine getirecek yeni bir örgütlenme gerçeklestirilmesini, tüm kurul ve organlarin, üniversite bilesenlerinin demokratik katilimiyla olusturulmasini, dissal degerlendirme yerine içsel katilimi ve denetimi savunmaktadir. Bunun yolu "bilimsel, özgür, demokratik üniversite ve parasiz egitim"dir. Egitim Sen olarak 12 Eylül ürünü YÖK'ün kaldirilmasi talebimizi bir kez daha güçlü bir sekilde vurguluyoruz. YÖK kaldirilmalidir.

Yorum Yazın

Bu Habere Henüz Yorum Yapılmadı. İlk Sen Ol