1622–1673 yillari arasinda yasamis olan Fransiz oyun yazari ve oyucu Molière’in çok ünlü bir sözü var; “Dünya bir sahne, bizler de bu sahnede yer alan oyunculariz.”
Yasamimizi sürdürdügümüz bu dünya bizlere “gerçek”mis gibi gözükse de, her geçen gün giderek daha da yapaylasan, tekdüze yasamlarimizin karanliga dogru hizlica ilerledigi ve her gün, bir digerinin fotokopisiymis gibi geçirdigimiz günler, Molière’in 400 küsur yil önce söyledigi sözü dogruluyor sanki…
Molière bu sözü ile hayati bir tiyatroya benzetiyor ve bizim “gerçek” dedigimiz dünyanin aslinda bir sahne olabilecegini vurguluyor. Bu tür bir düsünce insanin aklina türlü türlü senaryolar da getirebiliyor.
Yasadigimiz teknoloji çagi, giderek anti-sosyallesen toplum ve bu durumun beraberinde getirdigi birçok olumsuz etkenler, insani da ister istemez köreltme noktasina getiriyor. Dün sabah yaptiklarinizla veya dün aksam yaptiklarinizla bugün yaptiginiz seylerin arasindaki farki çikardiginiz zaman ortaya hiç de iç açici bir tablo çikmiyor degil mi? Neredeyse ayni…
Peki bunun sebebini hiç ögrenmek istediniz mi? Sabah kalkip ise gitmek ve isten döndükten sonra TV-bilgisayar basinda vakit geçirmek hayatinizda her seyin yolunda oldugunu gösteriyor mu? Yoksa bu tekdüze hayat size de sikici gelmeye basladi mi?
***
Hipnoz’un sözlük anlaminda su cümle yer aliyor; “Psikoloji'ye göre, telkine yatkinlik gösteren bir tür yapay uyku veya uyku-uyaniklik arasi haldir.”
Bizler rahatça evlerimizde uyurken, isimize giderken, televizyon izlerken, bilgisayar basinda otururken, birileri bir seyler yapiyor olabilir mi? Bu dünyanin bir sahne olabilmesi ihtimali ve bizim oyuncu olma ihtimalimiz, sahnenin önünü dolduran seyircilerin de olmasi ihtimalini dogurmuyor mu? Seyirci koltuklarinda, en ön sirada oturanlar, oyunun nasil sekillenecegine, senaryosunun ne yönde ilerleyecegine karar veriyor olabilirler mi? Bu oyunun bir senaristi var mi?
Bilirsiniz; komplo teorisi yazarlarinin en çok öne sürdügü olasiliklardan birisi de, bir ülkede suni gündem olusturularak, gerçek bilgilerin gizlenmesi yönündedir. Yani birileri bir sey gizlemek istiyorsa kitlelerin bakis açilarini baska yöne çeker, böylece küpünü doldurma firsati bulur. Birileri ellerine köstekli bir saat alir ve onu TV, internet, gazete… kisacasi tüm kitle iletisim araçlarini kullanarak, sallamaya baslar, Toplum bir sekilde hipnotize olmus gibi caddelerde gezerken, o “birileri” yapmak istedigi veya çözmek istedigi meselelerini gün isigina çikarmadan çözer.
O zaman su sonuca varabilir miyiz; Eger bu ülkede bireyler tek düze yasiyorsa, sabah-ögle-aksam iletisim araçlarindan tüm söylenenleri bir sekilde kabulleniyorsa, yani; “O dediyse dogrudur” diyecek kadar güven doluysa, ancak buna ragmen hayatinda ters giden bir seylerin de oldugunu hissediyorsa, suçlu senaryoyu yazan olmaz mi? Bizler sadece elimizdeki senaryoyu okuyoruz, bizim hiçbir suçumuz yok! Böyle bir ülke var mi bildiginiz…?
Su filmleri izleyin; Truman Show (1998), Pleasantville (1998), Dark City (1998), The Matrix (1999), V for Vendetta (2005)
ferdi_kurtbayram@hotmail.com
Bu Habere Henüz Yorum Yapılmadı. İlk Sen Ol