Yeni sezonda iki dikkati çeken Türk filminde iki farkli Atatürk yorumu izledik. 'Osmanli Cumhuriyeti'nde Atatürk daha küçük bir çocukken çiftlikte karga kovaladigi esnada ölüyor, böylece ülkenin gidisati tamamen degisiyordu… "Mustafa" isimli belgeselde ise Can Dündar, oldukça farkli yorumladigi "Atatürk" portresi ile elestiri oklarina maruz kaldi.
***
Öncelikle Mustafa filmi hakkinda kisisel düsüncemi hemen belirteyim; Ben filmi begenenler tarafinda yer aliyorum. Evet, filmin bazi rahatsiz edici noktalari oldugunu kabul ediyorum. Ancak ben "Mustafa"ya su pencereden bakiyorum; Her zaman izinden gittigimiz, ilke ve inkilâplarini benimsedigimiz, hayatini adeta ezberledigimiz bir Mustafa Kemal Atatürk degil de, Can Dündar'in yorumuyla, insani boyutuyla bir "Mustafa" izledigimizi düsünüyorum. Insanlarin benimsedigi, o görkemli ulu önder portresi yerine karsilarina filmdeki "Mustafa" çikinca dogal olarak tepki gösterenler de oldu.
Dolayisiyla film gösterime girer girmez elestiri yagmuruna tutuldu. Ben de filmi izlemeden önce bu elestirileri okumus ve kafamda müthis bir önyargi olusturmustum. Ha, bu arada anti-parantez bir konuyu da belirtmek isterim; "Mustafa" hakkinda okudugum elestirilerin neredeyse yüzde 60'i filmi izlemeyenler tarafindan yazilmisti. Bence bu çok yanlis… Öyle ki filmi izledikten sonra "O kadar da kötü degilmis" derseniz, yanilttiginiz onca insana yazik olmaz mi?
Velhasil, filmi izlemeye basladiktan sonra kendi kendime düsünmeye basladim; "Ben su anda Atatürk'ün hayatini mi izliyorum, yoksa 'Mustafa'nin mi?" Iste bu ayrim sonucunda ortaya oldukça farkli bir netice çikiyor. Dündar'in anlatmak istedigi temalar, Ulu Önder'in insani boyutlarini yansitmak, onun bilmedigimiz yönlerini bizlere iletme amacini tasiyor.
Filmin ilk yarisina hayran kaldim… Gerek kurgusu, gerekse yer yer cosan Goran Bregovic imzali müzikleri ile oldukça keyifli, coskulu ("Dag basini duman almis" marsini keske bütün salon söyleseydik) ve bir o kadar da duygusal (Çanakkale savasi sunumunda göz yaslariniza hakim olamiyorsunuz) bir yapimin ilk 1 saati çabucak geçmisti.
Filmin ikinci yarisi Atatürk'ün siyasi yönünü anlatiyor. Iste buradaki bazi noktalar izleyiciyi rahatsiz ediyor. Örnegin; Atatürk'ün "yalniz kaldigi" temasi… Filme göre; Atatürk, özellikle son yillarinda çok yalniz kalmis. Böyle bir sey söz konusu olduysa bile, sözlerini 80 yil sonra anlamaya basladigimiz bir liderin, o yillarda çevresinde kimse olmamasini normal karsilamak lazim. O'nu kimse anlamiyordu belki de…
Filmin bir sahnesinde Atatürk'ün yemek masasinda agladigi ve niye agladiklarini sordugunda ise; "Ben bu vatani ve halkimi çok seviyorum. Bir gün onlardan kopacak olmam ihtimali beni yikiyor" cevabini verdigi anlatiliyor. Bence bir insanin aglamasi ve üzülmesi için bundan daha iyi bir mazereti olamaz. Evet, Atatürk saplantiliydi. O vatanina, halkina saplantiliydi, Bu yüzden de yalnizdi belki de…
Atatürk'ün içkiye ve sigaraya olan düskünlügünü Can Dündar bundan yillar önce yine yapimini üstlendigi "Sari Zeybek" belgeselinde dile getirmisti. Filmdeki bu noktalarda "Atatürk'ün zaaflari" basligi altinda yorumlandi ve siddetle elestirildi. Bu bilinen gerçegin niye halen elestirildigini ise çok merak ediyorum dogrusu…
Elestirileri çogaltmak mümkün; "Diktatör, kadin düskünü, din karsiti vs…vs… vs…" Elbette hiçbir Atatürkçü, bu unvanlari Ulu Önder'e yakistirmaz. Ama ben yapimin bu mesajlari yansitmaya çalistigini düsünmüyorum. Evet, "Mustafa" içerisinde gerek yapisal anlamda, gerekse kurgusal anlamda eksikleri olan bir belgesel. Yine de emege saygi duyup, bu filmin Can Dündar'in gözüyle bir "Mustafa" yorumu oldugunu unutmamak gerekli. Sonuçta bu yapim asla bizlerin Atatürk'e olan görüsünü ve sevgisini degistiremez ve degistirmemelidir.
***
"Osmanli Cumhuriyeti" ise fantastik bir kurguyu içeren konusu ile daha gösterime girmeden elestirildi. Öykümüzün hemen basinda, Atatürk küçük bir çocukken tarlada karga kovaliyor, ama talihsiz bir durum sonucunda karga kovalarken ölüyordu. Bu durum sonucunda Ülke Osmanli Cumhuriyeti himayesi altinda, günümüze kadar uzaniyordu. 2008 yilinda "Acaba nasil bir ülke olurduk?" fikrinden yola çikan filmin konusu, gösterime girmeden topa tutuldu. Üstelik bu kez tarihçiler sahnedeydi. Filmin konusunu Atatürk'e yapilmis bir "saygisizlik" olarak nitelendirdiler. Filmin yönetmeni Gani Müjde ise yaptigi açiklamada "Filmi Atatürk'ü yasatmak için yaptim" demisti. Filmi izledikten sonra ne demek istedigini anladim.
Buradan iki farkli sonuca variyoruz;
1- Bir filmi izlemeden, bir eseri, bir kitabi, bir müzik albümünü incelemeden, dinlemeden yorumlamak, yanlis neticelere varmanizi saglar. Kulaktan dolma bilgiyle, kendinizi avutursaniz, kendinizi farkli olarak nitelendiremez, oldugunuz yerde sayarsiniz…
2- "Farkli" düsünmek, hayal etmek artik zalimce elestirilmemeli… Bu çagda hala bazi seyleri degistiremedigimizi görmek beni düsündürüyor açikçasi.
Bugün bir bayan (kim oldugunu biliyorsunuz) televizyona çikip, rahatlikla "Ben Atatürk'ü sevmiyorum" diyebiliyorsa, baska bir yandan Ulu Önder'i yüceltmek, onu tanitmak ve onu yasatmak için çabalar sarf ediliyorsa, hangi tarafi elestirecegimizi iyi seçmemiz gerekiyor.
***
Bildiginiz gibi kisa bir süre önce Pazartesi, Çarsamba ve Cuma günleri yayinlanan "Tabir-i Caiz" isimli köse yazilarima ara vermistim. Tikandigimi ve yazilarimin kalitesinin düstügü fikrine kapilmistim. Bundan böyle her Pazartesi günü yine siz degerli okuyucularimla burada bulusmaya karar verdim… Randevunuzu kaçirmayin…
Bu Habere Henüz Yorum Yapılmadı. İlk Sen Ol