Geçtigimiz Pazar günü, Saadet Partisi'nin 2. Olagan Kongresi gerçeklestirildi. Ben de görevim icabi bir basin mensubu olarak kongreyi takip ettim. Kongrede bir konusma gerçeklestiren partinin Genel Baskan Yardimcisi Temel Karamollaoglu, hükümetin yürüttügü politikalari elestirdi. Elbette konumuz bu degil… Prensip ve tarz olarak siyasi partilerin olumlu veya olumsuz görüslerini, bu sütunlardan duyurmuyorum. Herkesin siyasi görüsü kendine…
Ancak Karamollaoglu, konusmasi esnasinda çok degisik ve ilginç bir konuya parmak basti. Konu "Sihirli Kutu"ydu. Yani odamizin en güzel kösesinde duran televizyonlar… Hani su yorgun, argin eve döndügümüz; dinlenmek, keyif almak ve eglenmek için açtigimiz televizyon…
Karamollaoglu konusmasinda televizyonda yayinlanan programlarin, özellikle yeni nesil televizyon dizilerinin, kültürümüzü yozlastirdigini, degerlerimizi yok ettigini belirtti. Milyonlari ekran basina kilitleyen, büyük bütçelerle çekimleri gerçeklestirilen ve hepsi de birbirinden ünlü sanatçilari içerisinde barindiran TV dizilerinin gerçekten böyle bir tehlikesi var mi?
Gerek tek kanalli dönem olsun, gerekse özel kanallarin mantar gibi çogaldigi yillarda olsun, diziler her zaman izleyicilerin ilgisini çekmistir. Geçen süre zarfinda her sey degisime ugradigi gibi, elbette diziler de evrim geçirdi. Eski Türk dizilerini söyle bir hatirlarsak, konsept oldukça basitti; Güzel bir ara mahalle bulursunuz… Akilda kalici birçok karakter yaratirsiniz... Degerlerine ve evine bagli, insanlari seven bir aile olusturursunuz… Bu sempatik karakterlerin basina her hafta olur olmaz aksilikler gelir… Ve siz de bol bol gülersiniz… Senaryolar genellikle mizahi temeller üzerine oturtulurdu. Ancak zaman geçti ve insanlarin artik böyle sicak dizilere "gülmedigi" anlasildi. Çözüm basitti; "Trajedi"
***
Bugün, saysak bitmeyecek sayida olan özel kanallarin hemen hepsi de "trajedi" üzerine kurulu TV dizilerini birbiri ardina yayinliyorlar. Sihirli kutunun en çok izlendigi saatlerde insanlar televizyonun basina kilitleniyor. "Bu aksam bulusamayiz dizim var.", "Bu aksam ders çalismayacagim, dizim var.", "Dün ailece size gelecektik ama gelemedik, çok güzel bir dizi vardi" gibi mazeretleri artik çok duyar olduk…
Peki, nasil oluyor da bu dizileri bu kadar çok sevebiliyoruz? Aglamayi, aci çekmeyi ya da baskalarinin dertlerini her hafta boyunca kendi sorunlarimiza yeglemeyi nasil basariyoruz? Bu tür "trajedi" türü dizileri izlemek bizleri eglendiriyor mu, yoksa dizi karakterleri ile kendi hayatimiz üzerinde karsilastirmalar yaparak mi mutlu oluyoruz?
Yapilan arastirmalar, Türkiye'de komedi dizilerinin pek de ragbet görmedigini isaret ediyor. Bunun sebebi nedir? (Kurtlar Vadisi'ne hiç girmeyelim, çikamayiz!)
***
Asil sorumuza geri dönelim; TV dizileri gerçekten milli degerlerimizi, kültürel ve sosyal yasantimizi, hatta hayat tarzimizi etkiliyor mu?
Özellikle; gençlerin modern yasam tarzini yansitan TV dizilerinin, hitap ettigi kitleyi oldukça etkiledigi yadsinamaz bir gerçek. Izledigi, hayran oldugu karakteri benimsemesi, onun gibi olmaya çalismasi, kisilik arayan ergenlik çagindaki bir gençten beklenecek dogal davranislardir. Ancak kitle iletisim aracini, adeta bir "enfeksiyon" gibi insanlara bulastirmayi amaç haline getiren görüntülü medya, "Beni haftaya da izle", "Sponsorlarimizin ürünlerini satin al" diyerek, tüketim toplumu yaratmayi da iyi biliyor hani…
Sihirli kutu, sadece eglence programlarinin oldugu, birbiri ardina film ve dizilerin yayinlandigi bir araçtan öte, her kesime hitap eden, gerçekten faydali programlarin, hatta yayin politikalarini her programlarina yansitan kanallari barindiran bir alamet-i farika… Kesfetmek size düsmüs…
Yazimizin ana konusunu kapsayan soruya hala bir cevap alamadiginizi düsünüyorsaniz, alicinizin ayari ile oynamaniza gerek yok. Sadece o soruyu bir de kendinize sorun, yeter!
Bir de televizyon dizilerinin sadece, birer "dizi" oldugunu unutmamak gerek…
Bu Habere Henüz Yorum Yapılmadı. İlk Sen Ol