“Türk çiftçisi fiilen iflas etmiştir”

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) İl Başkanı Şaban Savaşan yayınladığı basın açıklamasında ülkemiz ekonomisinin son durumunu değerlendirdi.
Savaşan açıklamasında; “Tarım sektöründe sayıları 20 milyon civarındaki çiftçimiz ve emekçimiz, 10 milyon 300 bin emeklimiz, 9 milyon 900 bin yeşil kartlımız, 5 milyonun üzerindeki asgari ücretlimiz, 1 milyon 250 bini aşan 2022 sayılı Kanuna göre aylık bağlanan yaşlı ve engellilerimiz, 2,5 milyon işsizimiz yoksullukla cebelleşmekte, gelir dağılımındaki adaletsizlikle perişanlık yaşamaktadır” diyerek, iktidarın politikasını eleştirdi.
Savaşan açıklamalarında şunları kaydetti;
“Türkiye ekonomisi ağır hasarlı üretim yapısı ve cari açıkla zar zor büyüyebilen, istihdam üretmeyen ve yabancı ülkelerin tasarrufuyla soluk alıp veren bir görünümdedir.İzlenen yanlış ekonomi politikaları büyüme ivmesini inişli çıkışlı hale sokmuştur.
2012 yılının üçüncü üç aylık döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre büyüme oranı beklentilerin gerisinde kalarak yüzde 1,6 oranına düşmüştür.Bu yıla ait büyüme hedefi yüzde 4 olarak tahmin edilmesine rağmen sonrasında yüzde 3,2'ye indirilmiştir. Bu yıl ki büyüme hedefi ise 2013'e aktarılmıştır.

Bilindiği üzere, 2014 ve 2015 yılları için büyüme hedefleri ise yüzde 5 olarak açıklanmıştır. Ekonomi yönetimi arasındaki gaz-fren tartışmaları da sonuçsuz polemik ve zaman kaybından başka bir manaya gelmemiştir.
AKP iktidarı döneminde büyüme hızı yıllık ortalama yüzde 5,3 olarak kalmıştır.  
Orta Vadeli Program hedefleri de hesaba katılırsa yıllık büyüme oranı yüzde 5'e tekabül etmektedir. Takdir edeceğiniz üzere, bu seviye Türkiye'nin gelişmiş ülkelerle var olan farkını kapatmasına ve hatta muadil ülkeleri geride bırakmasına kafi gelmeyecektir. Cumhuriyet tarihi boyunca yaşanan büyüme hızı da yıllık ortalama yüzde 5 düzeyindedir. AK Parti bu hali ile tek başına iktidar olmasına rağmen ekonomik büyüme vasatını aşamamıştır.
Diğer yandan  uygulanan politikalar açısından bir farklılık bulunmaktadır.
Daha önce üreterek ekonomik büyüme sağlanırken, son 10 yıldır satarak, borçlanarak, ithalat yaparak söz konusu büyüme hacmine ulaşılmıştır. Kaldı ki, başkalarının tasarrufuyla, ithalatla, yüksek maliyetli sıcak para ve borçlanmayla sağlanan ekonomik büyümenin vatandaşımıza yansıması da olumsuzluları getirmiştir. IMF ye olan 23 milyar dolarlık borcu kapattıklarını temcit pilavı gibi ısıtanlar aynı dönemde son köprü ve otoyol ihaleleri hariç Cumhuriyetin 80 yıllık birikimlerinden 40 milyar dolarlık milli varlığı sattıklarını gizlemeye çalışmaktadırlar.
Cari açık vererek büyüyen ekonomik sistem kalıcı iyileşme sağlayamamış, feryatları dindirememiş, ihtiyaçları giderememiştir. Anlaşıldığı kadarıyla, cari açığın en önemli kaynağı olan dış ticaretteki gedikler önümüzdeki yıllarda da artarak devam edecektir.
Başbakan Erdoğan değişik ortam ve açıklamalarında, ihracat performansıyla iftihar etmekte, devamlı olarak alışkanlık haline getirdiği dün-bugün kıyaslamalarıyla vakit     geçirmektedir.
Oysa Türkiye AK Parti iktidara geldiğinde dünyanın 15. Ekonomisi iken bugün 16. sıradadır. Savaştan çıkan bir devlet 1923-30 döneminde dünyanın 6. büyük ekonomisi iken başbakanın halen 1923 ile uğraşması anlaşılabilir değildir.
İşsizlik kronikleşmiş ve en önemlisi iş bulma umudu 9 kat azalmıştır: İşsizlik hala önemli ve aşılamamış bir sorun olarak varlığını muhafaza etmektedir. Her ne kadar resmi işsizlik oranı yüzde 8,8 düzeyinde ise de, gerçek fotoğraf bundan bir hayli farklıdır. İşsiz sayısına iş aramayıp çalışmaya hazır olanlar ilave edildiğinde işsizlik oranının yüzde16,1'e yükseldiği         görülecektir.
Ayrıca daha da endişe verici husus ise, iş bulma umudunu kaybetmiş işsiz kardeşlerimizle ilgilidir.
Ne acıdır ki, bugün Türkiye'de TÜİK rakamlarına göre 632 bin kişi iş bulma umudunu kaybetmiştir.
Buna istatistiklere yansımayanları da eklediğimizde karşımıza korkutucu bir manzara çıkmaktadır.
Son 10 yıldır iş bulma ümidini kaybedenlerin sayısı 9 kat artmıştır.Bu hazin durum bile Türkiye ekonomisinin ne kadar yanlış yönetildiğini kanıtlamaktadır. Üretmeyen ekonomi ve dolayısıyla  borçlanma yoluyla ülkenin ve vatandaşın geleceği ipotek altına alınmıştır:
2002'ye kıyasla bugün; Tüketici kredisi kullananların sayısı 8 kat, tüketici kredisiyle kredi kartı borcu toplamı 9 kat, toplam tüketici kredisi miktarı 62,6 kat, kişi başına kullanılan ortalama tüketici kredisi miktarı 8 kat, takibe düşen toplam tüketici kredisi miktarı 76 kat artmıştır.
Sadece 2012 yılında %15 artış ile 2 milyon protestolu senet ve yazılmış çek mevcuttur. Ödenemeyen borç miktarı olarak ise 40 artış göstermiştir. AK Parti hükümetleri döneminde         ekonomideki yabancılaşma eşik ve sınırları çoktan aşmıştır:
Otomotiv, telekom ve bilgisayar sektöründe yabancı payı yüzde 50'ye yaklaşmıştır. Enerjide dışa bağımlılık had safhada olup, ara malı sanayi büyük ölçüde ithalatla karşılanmaktadır. Borsada işlem gören hisse senetlerinin yüzde 64'ü yabancı yatırımcıların elinde bulunmaktadır. Aynı şekilde bankalarımızın yarıdan fazlası, sigortacılık sektörümüzün tamamına yakını yabancıların eline geçmiştir.
Son olarak otoyol ve köprüler muhtemel 10 yılda elde edilecek bir gelir miktarına 25 yıllığına kiralanmak sureti ile işletme hakkı devredilmiştir. Türkiye ekonomisi yabancılaşarak büyümüş, borçlanarak nefes almış, üretmeden tüketerek istikrar masallarının aktörü olmuştur.
Son 10 yılda Türk Çiftçisinin en önemli girdileri olan; Gübrede artışoran ortalama % 435, mazotta artış oranı ortalama %315 tir. Buna karşılık yekünü ilgilendiren en önemli ürünümüz olan buğday  sadece %100 artmıştır.
2002 yılında sadece bir banka  tanıyan çiftçi bu durum karşısında ortalama yaklaşık % 300 lük küçülmeye karşılık 3 yeni finans kuruluşu ile tanışmış ve toplamda ortalama 4 bankadan borçlanma yoluna gitmiştir.
Bugün Türk Çiftçisi "takla attırmak" olarak ifade ettiği bir yöntem ile aynı parayı her bankadan kredi kapatıp açma yolu geçirmekte ve gelirini de aradaki faize heba etmektedir.  
Tarım sektöründe sayıları 20 milyon civarındaki çiftçimiz ve emekçimiz, 10 milyon 300 bin emeklimiz, 9 milyon 900 bin yeşil kartlımız, 5 milyonun üzerindeki asgari ücretlimiz, 1 milyon 250 bini aşan 2022 sayılı Kanuna göre aylık bağlanan yaşlı ve engellilerimiz, 2,5 milyon işsizimiz yoksullukla cebelleşmekte, gelir dağılımındaki adaletsizlikle perişanlık yaşamaktadır.
Kim ne derse desin Türkiye ekonomisi adı konulmamış ve ilanı da yapılmamış bir krizi yaşamaktadır.
Bu döngü bitmeden, ekonomi üretken bir yapıya bürünmeden AK Parti hükümetinin gelişme, kalkınma ve istikrar sözleri karşılıksız kalacak, bu sözlerin muhatapları mahcubiyetten kurtulamayacaktır.”

Yorum Yazın

Bu Habere Henüz Yorum Yapılmadı. İlk Sen Ol